Gıda – Web – Teknoloji != Hasanibrahim

Enteresan Şeyler

Henry Ford ve birisi

by on Oca.21, 2009, under Enteresan Şeyler

Henry FORD
A.B.D  de işşiz bir genç, otomotiv sanayinin öncüsü ünlü işadamı henry ford´dan iş istemek için bürosuna gider. sekreterden 8 ay sonraya güçlükle randevu alabilir. randevu günü büroya gelen genç; sekretere iş görüşmesi için randevusu olduğunu söyler.
-sekreter der ki;ford şu an dışarı çıkıyor. siz de onu takip edin lütfen! bir arabaya biner ford, genç de yanındadır. yol boyu hiç konuşulmaz. arabadan inip büyük bir mağazaya doğru yürürler.kapıdakiler, ford´u büyük bir saygıyla karşılarlar. birlikte mağazayı gezdikten sonra, aynı şekilde 2, 3, 4, ve 5, büyük mağazayı daha gezerler ve ardından dönüş için tekrar otomobile binilir. genç daha fazla dayanamaz ve sorar;
-sayın ford, benimle iş görüşmesi yapmayacak mısınız?
-ya demek öyle?… pekiyi o halde!
ford arabayı durdurup, kahramanımızın inmesini ister. genç arabadan indikten sonra ford oradan hızla uzaklaşır. orası şehirden uzak tenha bir yerdir. gencin cebinde ise hiç para yoktur. sinirli bir şekilde söylenerek yürümeye başlar. sonra kan ter içinde evine gelir. bir taraftan da düşünür: ” mutlaka bir ders vermek istedi. ama ne ?” günlerce düşünüp gizli mesajın ne olduğunu çözmeye çalışır. genç bir gün hızla yerinden kalkar: ford´la ilk ziyaret ettikleri mağazaya koşar. genci gören mağaza yetkilileri genci ayakta karşılarlar, büyük bir saygı ve iltifat gösterirler. her sorusuna sanki karşılarında ford varmış gibi nezakatle cevap verirler. genç mağaza yetkililerine;
-ürünlerinizi pazarlamak istiyorum, der.
mağaza yetkilileri;
-buyurun istediğiniz kadar alın -satın, parasını sonra ödeyin !…genç aynı şekilde 2, 3, 4, ve 5. mağaza yetkilileriyle anlaşır. bundan büyük yardım mı olur bir insan için? kahramanımız 5 yıl içinde a.b.d´nin en iyi iş adamlarından biri olur.”eh ford’u bir ziyeret edeyim de kendisine teşekkürlerimi sunayım artık!” diye düşünür. gidip ford’un sekterine söyler söylemez aldığı cevap enteresandır:
-buyurun efendim, ford sizi bekliyor. ve ford şunu söyler:
-aynı yerde arabadan indirdiğim ne ilk kişisiniz, ne de son. içlerinden bir tek siz anladınız ne demek istediğimi. o günden beri, hayranlıkla takip ediyordum sizi!

Kaynak bilinmiyor

Leave a Comment : more...

Kuantum Fiziği, Kuantum Fiziği Düşündürdükleri

by on Oca.21, 2009, under Enteresan Şeyler

Evrenin ulu mimarina ermek için, ölüp, ölüp dirilmek ne zevkli
her hırpalanışı bir tembih sayarak silkinip kendine gelmek ne hoş ve 
bin bir bâdire içinde ümidini koruyarak, geleceği kucaklamak 
ne büyük bir kahramanlık!

KUANTUM FİZİĞİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Kuantum dünyasına girmek isteyen kişi, makro-âleme ilişkin bütün mantık, 
sezgi ve bilgilerini bir kenara bırakmak zorunda. Çünkü bu iki âlem tamamen 
farklı ve burada taneciklerin, Güneş etrafında dönen bir gezegenden farklı 
olarak, izlediği belli bir yol ve işgal ettikleri belli bir konum yok. 
Tanecikler aynı anda birçok yerde bulunabilirler.

Klasik fizik geçmişte Batıdaki “evren” görüşüne cevap verebiliyordu. Zira 
ne makro kozmos, ne mikro kozmos kavramları oluşmuştu. Atom, proton, kuvark, 
galaksi veya evrensel çekim gibi konular söz konusu değildi. Modern 
fizikteki gelişmeler ise, birbirinden çok farklı iki dünyanın birlikte 
varolduğunu ve varlıklarını birlikte devam ettirdiklerini ortaya koydu. Bir 
yandan bizi çevreleyen bildiğimiz dünya: taşlar, ağaçlar, yıldızlar, 
kısacası makroskopik ölçekteki evren (bu evren klasik fizik tarafından 
tanımlanmıştı zaten). Diğer yanda, kuantum fiziğinin kanunları ile târif 
etmeye çalıştığımız atomların ve atom altı taneciklerin mikroskobik dünyası. 
Her ne kadar makroskobik dünya da atom ve taneciklerden oluşuyor ise de, 
kuantum dünyasına girmek isteyen kişi, makro-âleme ilişkin bütün mantık, 
bilgi ve sezgilerini bir kenara bırakmak zorunda. Çünkü bu iki âlem tamamen 
farklı ve burada taneciklerin, Güneş etrafında dönen bir gezegenden farklı 
olarak, izlediği belli bir yol ve işgal ettikleri belli bir konum yok. 
Tanecikler aynı anda birçok yerde bulunabilirler. Yani ölçeğin 
farklılaşmasıyla maddenin davranışı oran değil, mahiyet açısından değişim 
gösteriyor.

Büyük ölçekli madde ile küçük ölçekli madde arasındaki bu ikiye bölünmeyi 
anlamak kolay değildir. Klasik ve kuantik alanlar arasındaki sınırı çizen 
esrarengiz bölgede anlaşılmayan bazı şeyler vardır. Bu karanlık no man’s 
land bölgede ne olmaktadır ki, tabiat kanunları ve dünyanın algılanması 
böyle birden değişime uğramaktadır?

Dışarıdaki insanların gözünde kuantum fiziği esrarını koruyor. Fakat bilim 
adamlarına göre hiçbir teori bu kadar faydalı olmasa gerek: nesnelerin 
rengini, atomların stabilitesini, yıldızların enerjisini ve tüm kimyasal 
reaksiyonları açıklama imkanı veren kuantum fiziğidir. Hiçbir teori bu denli 
sınanamamıştır. Hiçbiri bu denli geniş bir alanı kapsamamaktadır (en küçük 
boyutlardan büyük ölçekteki bazı kuantik olaylara kadar, süper iletkenlik 
gibi). Katı hal fiziği, nükleer fizik, tanecik fiziği, elektronik, kimya ve 
diğerlerinin kuantik özellik gösterdiği artık biliniyor. Ve özellikle, 
hiçbir teori bu denli teknik uygulama doğurmamıştır. Aslında günlük hayatta 
çeşitli kuantik nesnelerden yararlanıyoruz: lazerler, transistörler, 
bilgisayarlar gibi.

Sezgilerin kâr etmediği kavramlar

Fakat bütün başarılarına rağmen kuantum fiziği yeni tartışmaları da 
beraberinde getirmektedir. İki sebepten dolayı: birincisi, kuantum fiziği 
kuantum dünyası ile klasik dünya (gözle görülen bizim dünyamız) arasındaki 
eksik halkayı tamamlamak istemektedir. İkinci olarak, kuantum fiziği soyut 
ve sezgilere aykırı kavramları söz konusu eder. Bu kavramlar kuantum 
fiziğinin yorumlanmasını özellikle hassas bir konu haline getirir. Bilim 
adamları her gün bu kavramlarla karşı karşıya geliyorlarsa da, artık onlar 
da bir “kuantik sezgiye” sahip olmuşlardır. Bu teoriyi konunun dışındakiler 
için böylesine çetin yapan husus ise, halihazırdaki kavramlarla ifade 
edilemeyen, güçlü matematiksel bir formalizme dayanmasıdır. Bazılarına, onu 
vulgarize etmenin imkansız olduğunu söyleten budur. Fakat vulgarize etmek 
gerektiğinde, sağduyu ve bilimsel mantığı şok eden nesneler ve durumlar işin 
içine girmektedir ve bunlar bizim günlük tecrübelerimizle çelişmektedir.

Kuantum fiziği ne dalga ne tanecik tanır. Sadece, bazı dalga özelliklerine 
ve bazı tanecik özelliklerine sahip tek bir nesneler kategorisi tanır 
(dalga-tanecik ikilemi). Burada bir sebep daha ortaya çıkmaktadır: bu 
kuantik nesnelerin görüntü şeklinde tahayyül edilmesi imkansızdır. Bunlar 
belli belirsizdir, sınırları ve özellikleri durmadan değişmektedir. 
İzledikleri belli bir yol yoktur. Çözümlenemez şekilde birbirine 
karışabilirler ve aynı anda birçok yerde ve birçok halde bulunabilirler.

Süper pozisyon (birçok hâlin aynı anda birlikteliği) sadece kuantumun bir 
özelliğidir

Kuantumdaki birçok garipliğin kökeninde süper pozisyon prensibi 
bulunmaktadır. Bunun anlamı şudur: bir atomun, bir taneciğin veya diğer 
bütün kuantik sistemlerin karakteristik özellikleri onun “hâli” olarak 
adlandırılan şeyi oluştururlar. Bir sistem için birçok mümkün hâl söz konusu 
olduğunda, bu hâllerin toplamı da (yani aynı anda hepsinin birlikte varolma 
durumu) aynı şekilde mümkün bir hâldir: bu taktirde sistem hâllerin üst üste 
çakışması (aynı abda beraberliği) durumunda demektir. Bu temel prensip 
sayesindedir ki, bir tanecik aynı anda birçok pozisyonu (konum) işgal 
edebilir veya bir atom bir enerjiler süper pozisyonunda bulunabilir.

Zorluk, diğer dünyaya, bizim makroskopik dünyamıza geçildiğinde 
başlamaktadır. Çünkü hallerin süper pozisyonu (üst üste konumlanması) bizim 
klasik evrenimizde düşünülemeyen kuantik bir istisnadır. Kimse bir nesneyi 
(meselâ bir kalemi) aynı anda iki yerde, veya bir arabayı aynı anda iki 
viteste giderken görmemiştir, göremez de. O halde, bir enerji halleri süper 
pozisyonunda bulunan bir atomun enerjisini ölçmeye çalıştığımızda ne 
olmaktadır? Bu süper pozisyon asla belirlenemeyecek, sadece onu teşkil eden 
enerjilerden biri ölçülecektir. Tıpkı bir sihirli değnek darbesi gibi, ölçme 
girişimi, hâllerin süper pozisyonunun, bir hal hariç, kaybolmasına yol 
açacaktır. Peki bu hangisidir? Kuantum fiziği bu soruyu cevaplamak 
istemiyor. Buna karşılık, süper pozisyonu oluşturan bütün haller içinde 
ölçülecek kesin hal tahmin edilemediğinden, kuantum teorisi her hâli ölçme 
ihtimali vermektedir. İşte kuantum fiziği bu anlamda “ihtimalci” ve 
“non-determinist” olarak nitelendirilmektedir. Klasik fizikte ise, bir 
sistemin geleceği prensipte her zaman belirlenebilir kabul edilmektedir. 
Burada, süper pozisyon prensibini daha iyi anlayabilmek için şöyle bir örnek 
verebiliriz:

Kanatları a,b ve c şeklinde adlandırılmış olan üç kanatlı sabit bir 
vantilatörün çalışmaya başladığını düşünelim. Kantların dönme hızı yavaş 
yavaş artacaktır. Başlangıçta herhangi bir noktadan (bu, gözlem yaptığımız 
ve vantilatöre göre sabit bir referans nokrası olabilir) her bir kanadın 
geçme hızını ve anını ölçebiliriz. Bu sırada kanatların her biri müstakil ve 
ayrı birer parça olarak görülmektedir. Fakat hızın maksimum olduğu anda 
artık tek tek kanatlardan değil, daire şeklini almış bir görüntüden söz 
edilebilir (parçacık/dalga ikilemi) ve bu durumda belli bir anda söz konusu 
noktadan hangi kanadın geçtiğini bilemeyiz. Her üç kanadın geçme ihtimali 
aynıdır, deriz. Hatta yüksek dönme hızından dolayı, belli bir ‘t’ anında bu 
nokta üzerinde her üç kanadın da (neredeyse aynı anda) bulunabileceğini 
düşünebiliriz. Ayrıca, teorik olarak elimizle kanatlardan birini tutmak 
istediğimizde (bu, kuantum fiziğinde ölçme işlemine karşılık gelmektedir) 
dairevî şekil hemen ortadan kalkar ve elimize tek bir kanat gelir (bu, 
sadece ölçüm veya gözlem yaptığımızda bilinebilir olma özelliğidir ve 
yukarıda sözünü ettiğimiz sihirli değnek durumudur). Fakat hangi kanadın 
geleceğini önceden sala bilemeyiz. Peki herhangi bir anda dönme olayına 
müdahale ettiğimizde elimize gelen herhangi bir kanadın, mesela “a” 
kanadının çok kısa bir zaman sonra, bir sonraki denemede gelmemesi, yani 
başka bir kanadı tutmak için ne yapmamız gerekir? İşte klasik fizikten 
farklı olarak bu sorunun cevabı “hiçbir şey”dir. Çünkü kanatlar çok süratli 
dönmektedir ve elimizin hızı ile kanadınki karşılaştırılamayacak kadar 
farklı olduğundan elimizle istediğimiz an istediğimiz kanadı tutma 
yeteneğinden yoksunuzdur (klasik ölçme cihazlarıyla kuantik âlemi ölçmenin 
imkânsızlığı). Şimdi buradan hareketle atom altı dünyasındaki kütle ve hız 
ölçülerini düşünelim. Tanecik boyutlarının, ağırlıklarının ve bunların yaptı 
ğı periyodik bir hareket için gereken zaman 
dilimlerinin çok, çok küçük, buna karşılık bu taneciklerinin hızlarının çok 
yüksek olduğu (örneğin, klasik bilgilere göre, bir elektronun atom çekirdeği 
saniyede bir milyon tur atması gibi) atom altı dünyasını anlamak 
istediğimizde vantilatör örneği, buradaki olayların biraz daha akla yakın 
hale gelmesini sağlayabilir.

İşte kuantum fiziğinde mesele, ölçüm için iki ayrı âlemi (ölçme cihazı ile 
atom altı partikülleri) bir araya getirmekten kaynaklanmaktadır. Bu iki ayrı 
âlem arasındaki devasa boyut ve hız farkından dolayı, aslında ölçüm sonucunu 
aldığımız an, ölçüm yaptığımız andan daha sonraki ve her şeyin hemen 
değiştiği bir andır. Cihazın gösterdiği ölçüm sonucu, gösterdiği ve bizim 
okuduğumuz ana ait değildir. Çünkü ölçmeye çalıştığımız partikülün hızı ve 
konumu her an değişmektedir. Çünkü 1028 gram düzeyindeki kütlelerin söz 
konusu olduğu atom altı dünyasında 1023 saniye mertebesindeki zaman 
aralıklarında (doğrudan) gerçek ölçüm yapmak mümkün değildir.

1927′de Alman fizikçi Werner Karl Heisenberg tarafından “dalga paketinin 
redüksiyon prensibi” olarak tarif edilen, sistemin bu şekilde bir haller 
süper pozisyonundan tek bir hale sıçraması için bu ölçme esnasında ne 
olmaktadır? Kuantik ile klasik, gözlenen nesne ile ölçme cihazı arasındaki 
sınır hangi düzeydedir? Nihayetinde söz konusu nesne atomlarından ve 
taneciklerinden yapılır. Aslında bu hamur çok su götürmektedir. Bazıları 
dalga paketinin tek bir hale indirgenmesini (redüksiyon) gözleme, 
gözlemciye, hatta Amerikalı fizikçi Eugene Wigner’in yaptığı gibi, şuura 
atfetmektedir. Sayıları az olmayan diğer bilim adamları ise esas rolün 
tesadüfe verilmesinden pek tatmin olmuş değiller. Kendi ifadesiyle, 
“Tanrının zar attığı” düşüncesini reddeden Einstein bile kuantum fiziğinin 
henüz olgunlaşmadığını, daha derin ve determinist bir temel teori bulmak 
gerektiğini düşünüyordu.

“Tanecik” deney süreci dışında da mevcut mu?

Ölçümün getirdiği sıkıntı karşısında Amerikalı fizikçi Hugh Everett radikal 
bir cevap önerdi: bir haller süper pozisyonunun tek bir hâle indirgenmesi 
söz konusu değildir; fakat her biri farklı bir evrende (veya farklı 
boyuttaki âlemde) olmak üzere bütün mümkün hâllerin gerçekleşmesi söz 
konusudur. Aslında bu “bir çok âlem” teorisinin de doğrulanması mümkün 
değildir. Çünkü sayısız paralel evrenin kendi aralarında iletişim yoktur.

Teorinin kurucu babalarından olan Danimarkalı fizikçi Niels Bohr daha 
temkinli, pragma tik ve aynı zamanda derinlemesine bir konu benimsemişti. 
Ona göre, dalga paketinin indirgenmesi, ölçülecek kuantik sistem ile, 
mecburen klasik kabul edilen ölçüm cihazı arasıda mutlak bir sınır 
varsayıyordu. Yani sağlıklı bir ölçüm mümkün olmalıydı. Burada ölçüm 
ayrıcalıklı bir rol oynamaktadır, çünkü taneciğin özelliklerini sadece ölçüm 
belirlemektedir. Ölçüm dışında bu özellikler tarif edilmiş değildir. Bu 
noktadan hareketle söylenebilir ki, bizatihi tanecikten bahsedilmemelidir, 
çünkü taneciğin deney dışında da “var” olduğu kesin değildir.

Düşünün ki, herhangi bir cihazla taneciklerin dünyasında ölçüm 
yapacaksınız. Sonuçta bu cihaz da atom ve taneciklerden yapılmış olduğundan, 
ölçüm zorlaşacak, hata ihtimali artacaktır. Çünkü ölçmek istediğimiz 
partiküller ve hareketleri cihazın her noktasında zaten mevcuttur. Yani 
cihaz, ölçüye tartıya gelmeyen kendi değişim oranından daha küçük ölçekteki 
partikül ve hareketleri ölçmek istemektedir ki, belki kendi değişimi ölçmek 
istediğini örtmekte, gölgelemektedir. Bir kamyonu kantarda, bir karpuzu 
manav terazisinde tartmak kolaydır. Kuyumcu terazisi birkaç gram (hatta 
miligram) ölçeğinde altınları tartacağından daha hassas olması gerekir. 
Kütle spektrometresi ise bir çeşit atom terazisidir. Fakat atomu oluşturan 
nükleon (proton, nötron) ve elektronların tartılması, hareketlerinin, konum 
ve hızlarının ölçülmesi giderek imkansızlaşmaktadır.

Kuantum kavramları üzerinde 30′lu yıllara kadar süregelen zengin ve 
hareketli tartışmalar zamanla bırakıldı. Denklemler iyi yürüyordu, geriye 
kılı kırk yarmak kalıyordu. Özellikle de kuantik-klasik geçişiyle ilgili 
problemler konusunda. Fakat onlarca yıl boyunca bir arpa boyu kadar bile 
mesafe kat edilmedi. Buna rağmen 1935′le birlikte, Kuantum Mekaniği’nin 
kurucularından Erwin Schrödinger bu gizemli “dalga paketinin indirgenmesi” 
fikrinin saçmalığını vurguladı. Mantığını sonuna kadar zorlayarak meşhur 
“düşünce deneyi”ne baş vurdu (bu noktada Karl Popper’in de katkıları oldu). 
Bu deneye göre, sıkıca kapatılmış bir kutuya hapsedilmiş bir kedi tahayyül 
ediyordu. Kutuda ayrıca radyoaktif bir atom ve zehir yayan bir cihaz 
bulunuyordu. Radyoaktif atom bozunduğunda, öldürücü düzenek harekete 
geçiyor, zehir kutuya yayılıyor ve kedi ölüyordu.

Ortamlarının kurbanı kuantik sistemler

Fakat radyoaktif bozunma (desintegration) kuantik bir olaydır: yani bozunma 
ölçülmedikçe atom “bozunmuş ve bozunmamış” bir haller süper pozisyonundadır. 
Şu halde kutuda zehir-atom ikilisiyle kedi-cihaz sistemi, “bozunmuş atom-ölü 
kedi” ve “bozunmamış atom-canlı kedi” şeklindeki iki halin süper 
pozisyonunda bulunmaktadır. Ve biz kutuyu açıp bakmadığımız müddetçe her iki 
hâli bir bakıma aynı anda mevcut düşünürüz. Kısacası, ölçüm 
gerçekleştirilmedikçe, kedi hem ölü hem diridir (bir futbol maçının sonucunu 
öğrenmediğimiz sürece zihnimizde sürekli üç ihtimalin dolaşması gibi). 
Aslında bu deney pek mâkul bulunmadı, çünkü bir kediyi bir tanecikten 
temelde ayıran husus anlaşılmadıkça gösterilmesi de zordur. Bu her zamanki 
“kuantik-klasik sınırı” problemidir. Bu durumda hem teori hem de deney 
cephesinde gelişme kaydedilmesi için 80′li yılları beklemek gerekecekti.

1982′de Los Alamos (ABD) Millî Laboratuarı’ndan araştırmacı Wojciech Zurek 
daha önce ileri sürülmüş fakat geliştirilmemiş, basit fakat dâhiyane bir 
fikri yeniden ele aldı: buna göre bir ölçümde dalga paketinin indirgenmesine 
yol açan şey, sistemin çevresiyle (cihaz) olan etkileşimdir. Daha genel 
olarak kuantik nesneler çevrelerinden asla tam olarak izole değildirler. 
Bundan, sistemle karşılıklı etkileşime giren her şey anlaşılır: cihaz, hava 
molekülleri, ışık fotonları. Öyle ki, gerçekte kuantik kanunlar nesneye ve 
onu çevreleyen ortamdan oluşan bütüne uygulanmalıdırlar. Zurek çevreyle olan 
bir çok etkileşimin sistemin kuantik girişimlerinde çok hızlı bir bozulmaya 
yol açtığını gösterdi. Makroskobik bir nesnede meselâ bir kedi atomlardan 
her birinin çevresinde, kendisiyle etkileşim yapan diğer bir çok atom 
bulunmaktadır. Bütün bu etkileşimler, neredeyse aniden kaybolan bu yüzden de 
bütüne tesir edemeyen ve kendinin varlığını bizim gördüğümüz şekliyle devam 
ettirmesini sağlayan bir kuantik girişimler paraziti meydana getirir. İşte 
kuantum fiziğinin bizim ölçeğimize uygulanamama sebebi: sistemler asla izole 
değildir (kedi ise kuantik ölçeğe göre çok büyük bir nesne olarak 
makroskobik ölçekte kendisini çevreleyen ortam içinde izole bir şekilde 
görülür, ve çevrenin onun üzerindeki etkileri bu ölçekte yapılan ölçüm 
sırasında ihmal edilecek kadar önemsiz kalır. Meselâ kedinin ağırlığını 
ölçerken tüylerin üzerindeki su buharı moleküllerini göremediğimiz gibi, 
bunların kedinin ağırlığına olan etkilerinin de ihmal edilecek kadar küçük 
kabul edilir). Fakat atom altı dünyasında ölçüm yaparken atomların birbirini 
etkiledikleri ve tek tek hiçbir atomun asla bir kedi gibi izole olamadığı 
gerçeğiyle karşılaşırız. Bu fenomen fizikte “dekoherans” olarak 
adlandırılır, çünkü bu, kuantik hâllerin koheransının (aralarındaki ahengin) 
bozulmasıdır. Bir bakıma ölçek küçüldükçe, atom-altı etkileşimler 
artacağından, sistemlerin yapı ve fonksiyon sürekliliğinin sağlanması 
zorlaşmaktadır; bu da açıkça ortaya koymaktadır ki, trilyon kere katrilyon 
adet atomdan müteşekkil, hem de canlı özelliği gösteren kedi gibi bir 
varlığın, düzenli işleyen bir sistem olarak devamlılığı ancak her şeye Kadir 
, Hay, Kayyum, Alim ve Rahim bir kuvvet Sahibi’nin yaratma ve yaşatmasıyla 
mümkündür (hem de makroskobik ölçek için kalınlaşmış ülfet ve ünsiyetimizin 
direnemeyeceği ölçüde).

Dekoheransın hızı sistemin bütünlüğüyle doğru orantılı olarak artar: 1027 
tanecikten meydana gelen bir kedi 10-27 saniyede dekohere eder; yani kedinin 
kendi formunun bozulma (ve tekrar aynı formu kazanma) zamanı çok çok 
küçüktür. Bu durum hem neden asla aynı anda hem diri hem ölü kedi 
göremediğimizi açıklar, hem de dekoheransın gözlenme zorluğunu. Bizim 
zamanı, maddeyi ve hâdiselerin en küçük kesirleriyle ölçme ve takip etme 
yeteneğimiz yaratılış gayemize uygun olarak belli bir sınıra kadardır. İşte 
bundan dolayı, meselâ bizim bir hüzme şeklinde gördüğümüz ışık yayılımı, 
aslında birbirini ışık hızıyla takip eden foton paketçiklerinden yani 
aralarında madde ve zaman kesikliği bulunan kuantlardan başka bir şey 
değildir. “Her nefıs (her an) ölümü tadıcıdır (veya tadıp durmaktadır)” 
anlamı da verilen âyet-i kerimenin işârî mânâlarından birisi acaba, 
ölçemeyeceğimiz kadar küçük zaman dilimlerinde ölüp diriliyor olduğumuz 
mudur? Aslında ülfetten dolayı gibi bize basit gelse de, makroskobik ölçekte 
bir sistemin varlığını sürdürmesi, çok küçük zaman dilimlerinde gerçekleşen 
dengeleme halleriyle 1027 atomun her an (ölçülebilecek en küçük an) kediyi 
“kedi” formunda sürdürecek şekilde bir arada olması çok zordur. Çünkü bir 
atom için değil, 1027 atom için her an birçok hal söz konusudur. Ehl-i 
keşfin, melekut âleminin hakikatini anlatmak istercesine, “dağılmaya teşne 
eşya, rahmet eli çekilse nasıl bir arada durabilir?” anlamındaki sözleri 
belki de bu hakikati ifade etmektedir.

Geçmişte Batı’nın düşünce dünyasında belli bir ağırlığı olan “Tanrı her 
şeyi yarattı sonra kendi haline bıraktı, O detaylara karışmaz ve tabiata 
müdahale etmez” şeklindeki çarpık anlayış, yine Batı üniversitelerinde 
gerçekleştirilen çalışmalarla yerini, tam ve küllî tevhid hakikatinin 
görülmesine, yüksek bir tevhid inancının gelişmesine müsait bir zemine 
bırakıyor. Son söz: bilimler geliştikçe tevhid hakikati kendini daha parlak 
bir şekilde gösteriyor ve gösterecek.

Kuantik bilgi

Yakın zamanda yapılan diğer teorik araştırmalar klasik ve kuantik evrenleri 
uzlaştırma çabalarını destekliyor. California Teknoloji Enstitüsü’nden 
Murray Gell-Mann (1969 Nobel Fizik ödüllü) ve Santa Barbara Üniversitesi’ 
nden James Hartle dekoheransın zamanda geri dönüşümsüz olduğunu gösterdiler. 
Meselâ bir tas kahve içinde erimiş bir şeker parçasının yeniden oluştuğu 
asla görülmez. Böylece zamanın yönü bulunur (geçmişten geleceğe), halbuki o 
zamana değin kuantum fiziğinde olaylar geri dönüşümlü kabul ediliyordu.

Paris IX Üniversitesi’nden Profesör Roland Omnés ise, kuantik şekilde 
tecelli eden kanunların garipliklerine rağmen (mümkün hâllerin çokluğu vs.) 
bizim ölçeğimizde tek, determinist ve mükemmelen normal görünen fenomenleri 
spontan bir şekilde nasıl meydana getirdiğini göstermeye, özellikle canlı 
sistemlerin en küçük atom-altı birimden itibaren nasıl organize olduğuna, 
kâinattaki madde ve hadiselerin mikro-âlemden itibaren bizim algılama 
ölçeğimize hitap edecek şekilde nasıl yaratıldıklarına cevap getirmeye 
çalışıyor. Bu yüzden moleküler biyoloji bugün daha da küçük alanlara nüfuz 
ediyor ve neredeyse atomik biyolojiye dönüşme eğilimi taşıyor.

Sonuçta, dekoherans teorisi fizikte yeni bir dönüm noktası kabul ediliyor. 
Fakat çözüm çok yakın değil. Meselâ fizikçiler, bir çakıl taşının neden sert 
olduğunu, suyun neden normal şartlarda 100 0C’de kaynadığını anlamak için 
katrilyonlarca tanecik üzerinde hesap yapmak gerektiğini söylüyorlar.

Atom-altı dünyasını tarif etmek için makroskopik dünyada kullandığımız 
bilimsel mantık ve sağduyuyu aynıyla uyarlamanın doğru olmadığını, maddenin 
kütlesi, boyutu, dolayısıyla hızının ve hareket tarzının değişmesiyle, 
makroskopik fizik kanunlarının da köklü değişikliğe uğradığını, daha doğrusu 
makro-âlemi anlamak için bunların kullanılamayacağını görüyoruz. Demek ki, 
makro-âleme inildikçe buradaki san’at, mimarî ve işleyiş de hassas hale 
gelmekte, incelmekte, ilâhî kudret bu âlemde bir başka şekilde tecelli 
etmektedir. Bugünün bilim adamları laboratuarlarda öğrenmektedirler ki, 
kâinatta tek bir atom, tek bir atom içinde tek bir atom-altı parçacık bile 
hesapsız ve başıboş değildir. Maddenin künhündeki kudret cilvesinin 
ihtişamını gördüğümüzde, Allah’ın her an her şeyi kendi takdiriyle var kılıp 
idare ettiğine, kâinatta O’nun ilim, kudret ve hakimiyetinin tecelli alanı 
dışında küçük bir yerin ve ân’ın bile kalmadığına olan inancımız teyid 
olunuyor. Geçmişte ve bugün Batı’nın düşünce dünyasında belli bir ağırlığı 
olan “Tanrı her şeyi yarattı sonra kendi haline bıraktı, O detaylara 
karışmaz ve tabiata müdahale etmez” şeklindeki çarpık anlayış, yine Batı 
üniversitelerinde gerçekleştirilen çalışmalarla yerini, tam ve küllî tevhid 
hakikatinin görülmesine, yüksek tevhid inancının gelişmesine müsait bir 
zemine bırakıyor. Son söz: bilimler geliştikçe tevhid hakikati kendini daha 
parlak bir şekilde gösteriyor ve gösterecek.

ISIK VE SEVGIYLE

KAYNAKLAR

- H. Guillemot, “Comment la Matiére Devient Réelle”, Science & Vie, Février, 
no 977, Paris 1999 
- D. Lindley, “Quantum World”, New Scientist’s Guide, Reed Business 
İnformation. London 1998 
- P. Yam, “Bringing Schrödinger’s Cat to Life”, Scientific American, June, 
v. 276, no 6, New York 1997.

Leave a Comment :, more...

Mutluluk hakkında

by on Oca.21, 2009, under Enteresan Şeyler

MUTLULUK
Ünlü bir sofu öyküsüdür bu. Bir imparator sabah gezintisi sirasinda bir dilenciye rastlar. “Dile benden ne dilersen” der. Dilenci güler ve :
“Sanki dilegimi gerçeklestirebilecekmis gibi soruyorsunuz.” Diye yanitlar.Kral alinir ve söylesi koyulasir.
-Pek tabii her dedigini yerine getirebilirim. Sen söyle hele;ne istiyorsun?
-Söz vermeden önce iki kez düsünün kralim.
Dilenci siradan bir dilenci degildir. Imparatorun ilk yasantisinda ögretmeni olmustur. Ve ona su sözü vermistir. “Bundan sonraki yasantinda tekrar karsina çikip seni uyaracagim.” Imparator olayi unutmustur. Zaten geçmisi hangimiz noktasina virgülüne kadar animsayabiliriz ki?
Birlikte yaslanan kisilerin bile anilari farklidir. Bu nedenle imparator bastirir.
-Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir imparatorum. Yerine getiremeyecegim hiçbir dilegin olamaz. Bunun üzerine dilenci, çanagini uzatip, “su çanagi herhangi bir seyle doldurabilir misiniz?” diye sorar. Imparator kahkaha atar ve vezirine çanagi altinla doldurmasini emreder.
Çanak dolup tasmakta ve aninda bosalmaktadir. Paralar buhar olup uçmaktadir sanki. Imparatorun onuru kirilir. Bir dilenci çanagini dolduramadigi kulaktan kulaga yayilir.
Giderek pirlantalar, elmaslar,yakutlar akitilir çanaga. Ne var ki çanagin dibi yoktur sanki. Yer yutar ama bos kalir. Imparator yenik düsmüstür. Dilenciye yakarir:
“Tamam, sen kazandin. Dilegini yerine getiremedim ama ne olur bana çana?in
neden yapilmis oldugunu itiraf et.”
-Çok basit, diye yanitlar dilenci. Insan dimagindan yapilmistir. Yani insanin arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez olusu bundandir. Bu gerçegi bir kez kavrarsan yasantin degisir. Istek nedir ki! Istek ulasilana kadar, belli bir süre heyecen veren bir duygudur.
Örnegin; bir araba istersin…bir yat…bir ev…bir kadin… Yada kadinsan erkek!
Tek tek her birini elde ettiginde, tümü anlamini yitirir. Neden?
Çünkü beynin, aklin onlari dislar. Araba garajdadir ve artik istek
uyandirmamaktadir. Heyecen, onu elde ettiginde sönüp gitmistir.
Kadin yataginda, para cebindeyse, onlara erismek için katlandigin yogun istek yok oluverir. Gene bosluga düser, yeni bir istek yaratmak zorunda kalirsin.
Istek doyumsuzluk uyandirir ve giderek dilenci olursun. Bir istekten bir digerine çirpinip durursun. Amacina ulasir ulasmaz bir yenisini yaratirsin. Istegin bu yönünü kavradiginda hayatinin dönüm noktasindasin demektir. Sürekli yolculuk hali iyi sonuç vermez. Geri dön…Evine dön… Seni mutlu edecek ögeleri disinda degil, kendi içinde ara!

1 Comment :, more...

Mutluluk ne zaman ?

by on Oca.21, 2009, under Enteresan Şeyler

“Uzun bir süre hayat başlamak üzere diye düşündüm. Gerçek güzel hayat! Ama hep bir engel daha vardı önde. Öncelikle yapılması gereken bir şey, bitmesi gereken bir iş, tamamlanması gereken bir hizmet, ödenmesi gereken bir borç. . . Hemen sonra güzel hayat başlayacak. Sonunda uyandım ki, hayat zaten bu engellerdi. Bu perspektif, mutluluk için bir yol olmadığını, bilakis mutluluğun kendisinin asıl yol olduğunu görmeme yardımcı oldu. Öyleyse yaşanan her anın keyfini çıkarmalı ve bu anlar, paylaşılacak özel birileri ile geçirildiğinde daha da çok keyfi hissedilmeli. Zamanın kimseyi beklemediğini unutmamak lazım.

            Öyleyse okulun bitmesini, okula gitmeyi, on kilo vermeyi, altı kilo almayı, çocuk sahibi olmayı, çocukların büyüyüp evden ayrılmalarını, işe başlamayı, emekli olmayı, evlenmeyi, boşanmayı, Cuma akşamını, cumartesi sabahını, yeni araba-ev almayı, yeni araba ve evin borcunun bitmesini, baharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini, on beşini, şarkınızın radyoda çıkmasını, ölmeyi, yeniden doğmayı beklemeyin daha fazla mutlu olmak için. Mutluluk bir hedef değil, yoldur. Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incitilmeyecekmiş gibi sevin, kimse seyretmiyormuş gibi dans edin. . . ”          

                                                                                                          Alfred D. Souza

 

“Dünyada hiçbir şey, mutluluğu; onu bulmaya çalışmaktan daha erişilmez kılamaz”

                                                                                                          June Callwood

 

“Umut mutluluğun yarısıdır”

Türk Atasözü

 

“Mutlu olmanın iki yolu vardır; isteklerimizi azaltmak veya imkanlarımızı çoğaltmak. ”

                                                                                                          Benjamin Franklin

 

“Düşünmek kolay, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır. ”

                                                                                                          J. J. Rousseau

 “İnsan Allah’a ancak öteki insanlara iyilik yapmakla yaklaşabilir. ”

                                                                                                          Çiçero

 “Doğal bitkiler gibi doğal kabiliyetler de bakılmak ister. ”

                                                                                                          Bacon

 “Kendine dost olan bilin ki herkese de dosttur. ”

                                                                                                         Seneka

 

“Bir insanı uygarlaştırmaya karar verirseniz, işe ninesinden başlayınız. ”

                                                                                                          Victor Hugo

 

“Kaptanın ustalığı durgun suda belli olmaz. ”

                                                                                                          İngiliz Atasözü

 

“Bir gün insanlar, rüzgara, dalgaya, yerçekimi gücüne hakim olduktan sonra sevginin enerjisini de keşfedecekler. O gün insanlar ateşi ikinci kez keşfetmiş olacaklar”

                                                                                                          Teiherd de Chardin

 

“Büyük başarıların sahipleri, küçük işleri titizlikle yapabilme sabrını gösteren kişilerdir. ”

                                                                                                          Schiller

 

“Hayatınız, yaptığınız tercihlerin toplamıdır. ”

                                                                                                          Dr. W. Dwywer

 

“Gençlik hayatın belli bir dönemi değildir. Gençlik, bir irade şekli, bir hayal özelliği, cesaretin korkaklığa, macera hevesinin rehavete boyun eğdirmesidir. Hiç kimse belli yılları doldurmakla ihtiyarlamaz. İnsanlar ideallerini kaybedince ihtiyarlar. Seneler ancak cildi buruşturur, ama heyecanı yitirmek ruhu buruşturur. ”

                                                                                                          John Levis

 

“Allah fındığı verir, ama kırmaz”

                                                                                                          Hollanda Atasözü

 

“Gerçek sevgi iyilik gördüğünde artmayan ve kötülük gördüğünde eksilmeyendir. ”

                                                                                                          Yahya Bin Muaz Er-Razi

 

“Sizin gerçek değeriniz, insanlara karşı beslediğiniz hislerle, iş ve hareketlerinizle ve bir de onlara yapacağınız iyiliklerle ölçülür. ”

                                                                                                          Einstein

 

“Bir deniz yolculuğunda bindiğin gemi bir limana uğrar da seni kıyıya su almak için yollarsa, yolda midye kabuğu ya da mantar bulursan bunları toplayabilirsin. Ama aklın hep gemide olmalıdır. Sık sık gemiye başını çevirerek kaptanın seni çağırıp çağırmadığını araştırmalısın. Kaptan çağırırsa, seni eli ayağı bağlı bir hayvan gibi gemiye almalarına meydan vermemek için, elindekilerin hepsini atıp hızla gemiye dönmelisin.

            Hayat yolculuğunda da durum böyledir. Bir midye kabuğu, bir mantar yerine bir kadın ya da bir çocuk nasibin olursa, bunları benimsersin. Ama kaptan seni çağırınca arkana bakmadan her şeyi bırakıp gitmen gerekir. Yaşlı isen yetişememek korkusu ile, gemiden pek uzaklaşmamalısın. ”

                                                                                                          Epiktetos

 

General Douglas Mac Arthur’un Tokyo’daki karargahında, bir duvara, şu ibare yazılmıştır;

 

“Gençlik, hayatın muayyen bir devresi ile alakalı değildir.

İnsan, imanı derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.

Kendisine olan itimadı derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.

Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.”

 

“En çok yaşayan kimse; en çok düşünen, en asil hisleri duyan ve en güzel hareketleri başaran kimsedir.”

                                                                                                          Bailey

Leave a Comment :, more...

Enteresan bi test :)

by on Oca.21, 2009, under Enteresan Şeyler

Mukemmel Bir Test
Bu tüyler ürpertici ve komik bir
sonla biten ufak bir oyun.Hepsini birden okumayin, tüm adimlari
sirayla yapin. Bu çok önemli.Yalnizca 3 dakikanizi alacak.Önce
bos bir kagit parçasi ve bir kalem alin.
NOT: Isim vermeniz istendiginde, mutlaka tanidiginiz
insanlarin isimlerini kullanin.
Ve içgüdülerinize kulak verip,ilk akliniza gelenleri
yazin.Asagiya dogru satir satir ilerleyin. Hepsini bir anda
okumayin.Aksi halde oyunun tadini çikaramazsiniz.
1.) Önce, 1′den 11′e kadar sayilari yukaridan Asagiya bir sutun halinde yazin.
2.) Sonra 1′in ve 2′nin yanlarina istediginiz herhangi iki sayiyi not edin.
3.) 3 ile 7′nin yanina karsi cinsten
birer kisinin adini yazin. Sirayla devam etmeyi unutmayin.
4) 4, 5 ve 6′nin yanina (arkadaslarinizdan ya da ailenizden
istediginiz kisilerin adlarini yazin.Sakin hile yapmayin, sonra
üzülürsünüz.
5) 8, 9, 10 ve 11′in yanina istediginiz
sarkilarin isimlerini yazin.
6.) Simdi bir dilek
tutun. Ve iste oyunun sonu.
1.) 2′nin yanina yazdiginiz sayida kisiye bu oyunu anlatmak
zorundasiniz. 2.) 3′un
yanina yazdiginiz kisiyi seviyorsunuz.
3.) 7′nin yanina yazdiginiz kisiden hoslaniyorsunuz ama onunla
olmaz. 4.) En çok
önem verdiginiz kisi 4′un yanina yazdiginiz.kisi.
5.) 5′in yanina yazdiginiz kisi sizi çok iyi
taniyor.
6.) 6′nin yanina yazdiginiz
kisi sizin ugurunuz.
7.) 8′in yanina
yazdiginiz sarki 3′un yanina yazdiginiz kisiyle
bagdasiyor.
8.) 9′un yanina
yazdiginiz sarki 7′nin yanindaki kisinin.
9.) 10′un yanina yazdiginiz sarki sizi ve düsüncelerinizi
anlatiyor.
10.) 11′in
yanina yazdiginiz sarki yasamla ilgili hislerinizi
ifade ediyor.
NASIL AMA?

4 Comments : more...

Looking for something?

Use the form below to search the site:

Still not finding what you're looking for? Drop a comment on a post or contact us so we can take care of it!

Blogroll

A few highly recommended websites...